Eğitimin Özgürleşmesi

Eğitim tekellerinin kırıldığı bir dönem başladı, devam ediyor, büyüyerek de ilerleyecek. Foucault’nun hapishanesi gibi okulun da doğuşu uzun bir yolun sonucunda hayatımızın merkezine dikilmiş koca ve soğuk bir imgenin ortaya çıkmasını sağlamıştı. Beton duvarları, koridorları, bürokrasisi, kırtasiyesi ile devlet ve tapınak temsili okulun içine savunmasız bir şekilde bırakılmış taze beyinlerimiz yönetici ve efendi temsili öğretmenin ellerinde günler, haftalar, aylar, yıllar boyunca güçlü bir mengenede sıkıla sıkıla sonunda bütün yaratıcı özünü, doğanın ona verdiği mucizelerle dolu potansiyelini yitiriyor; mezuniyet çöplüğünün bir parçası olarak, uyum sağlayacağı kısır ve yeteneksiz topluma karışıyordu. Bilginin özgürleşmesi medya ve internet aracılığıyla dramatik bir eğride ilerlerken artık bilginin karşılaştırılması ve “gerçek bilgi”ye ulaşmanın da yolları açıldı. Bilginin içeriğine gömülmüş politik, manipülatif ve kripto-dogmatik öğeler işlek zihinlerin tezgahında ayıklanarak bireyin bilme, yapma, sonuçlar çıkarma, analiz etme, değerlendirme gibi süreçlere erişimi hızlandı. Paulo Freire’nin eğitim aracılığıyla ezilenlerin ezenleri (de) özgürleştirdiği dünya tasavvuru yerine, eğitim aracılığıyla bireylerin toplumu (da) özgürleştirebileceği bir dünya tasavvuruna doğru kaçınılmaz bir ilerleyiş var, olacak. Hangi bilgiye ihtiyacımız olduğunu artık kendimiz belirleyebilir, seçebilir; edindiğimiz bilgiler aracılığıyla dünyada tutacağımız yere de kendimiz karar verebiliriz.

Büyük kurumlar ve kültler arasındaki çatışmalardan çıkacak diyalektiğin getirilerine artık ihtiyacımız yok. Hegelyan diyalektiğin koçbaşı kırılmaları görüldüğü üzere bizi daha rasyonel bir dünyaya eriştirmedi, zeytinyağı kütleleri gibi irrasyonel erk kütleleri altta ya da üstte büyüye büyüye tekrar birikti ve bireyin varoluşu üzerine tehditkâr bir alana yerleşiyor. İnsanın bilgiye erişme, kendini geliştirme ve gerçekleştirme üzerine işini kolaylaştıran etkenler; özgür seçimlerin önünü açan şartlar gördüğümüz üzere tarihsel çatışmalardan, sınıf mücadelelerinden elde edilmedi. Bireyin bilgiye dair bütün kazanımları kaotik sızıntılardan yakaladıklarıdır. Piramitlerden kaçırdığımız taşlarla kendi alanımızı şimdi şimdi inşa edebiliyoruz. İnternetin birey açısından yarattığı verimli kaos otoritenin öngöremediği bir şeydi ve öngörülemez bir şekilde ilerliyor. Bilginin mülkiyeti tuzla buz oluyor.

Eğitim için ortam ve zaman algısı da bu arada bir takım dramatik dönüşümlere uğradı, uğruyor. Öğretmen eski imgesini yitirmekle birlikte öğrenme sürecinin bir parçası oluyor ve öğrenci de öğretme sürecinin tam içinde. Bireyi merkeze koyan bu eğitim bakışı da kaçınılmaz şekilde dayanışmayı ortaya çıkarmaktadır. Demokrasi burada sunulan, lütfedilen bir şey değil; birlikte yaratılan, kendiliğinden oluşan bir kazanımdır. Herkes söz sahibidir; herkes düşüncesini dile getirebilir, geliştirebilir, sistematize edebilir. Bu yeni eğitim anlayışının kusurları da zamanla ortaya çıkıp revize edilmelidir. İnsanlığın gelişimi açısından bunlar sadece enstrümanlardır. Önemli olan zekâyı, zekâyla birlikte sağduyuyu, hepsinden önce de bireyselliği ve özgür düşünceyi ilerletmektir. Yani ki burada eğitim süreçleri açısından başlangıca dönüyoruz, dönmeliyiz: Sokrates diyalektiği; yani insanı merkeze koyan bir eğitim anlayışı artık temel meselemizdir, olmalıdır.   

Veysel Karani Tur

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.